28 Mayıs 2009 Perşembe

15 Mart 2008...eski guzellemelerimden...



Günaydın gönül aydın;

Bu sabah gönül telimin nağmeleri coştu, kabardı yürek oldu sanki...şarkılarla türkülerle girdim, doğan yeni güne…yazılar vardır gidenlerin ardından yazılan,öyküler vardır, ağıt gibi yakılan, yanık türküler eşliğin de karşılıksız aşklara yakılan...Yazılar vardır,gönlünüzü alıp da yitip gidenlere, dönmeyenlere yazılan,sevgiliye atfedilen. Yazılardir dostlara ithaf edilen.
Benim de ablama yürek dostuma ithafımdır;
Günlerden cumartesi, aylardan ise bahar. Sabahın alaca karanlığı.Uzaklar da bir yerler de bir bülbül ötmekdedir. Hafiften neşeli ve oynak nakaratlarla, yazmak ve anlatmak daimi bir ruh dinginliğidir bence. İnsan hayatı kalabalıktır, kendiniz,arkadaşlarınız,dostlarınız, insanlar ve de insancıklar. Insan hayatı ise çok kısadır. Sevgileri ertelemeden dillendirmeliyiz diye düşünüyorum. Sevgiler çeyiz sandıklarında saklanmasın.”Seni seviyorum” demek bir dosta en güzel armağan olmalidir.Benim tercihim daima gönül dostlarımdan yanadır. Ama gerçek dostlarımdır, sözünü ettiğim.
Dost vardır,hiç düşünmeden ona arkanızı dönersiniz. Dost vardır, hiç görmez, hiç sesini duymazsınız. Sıcak bir yuva gibi o sizi hep bekler, hep oradadır. Uzakta ki gidilmeyen köy gibi sıcacıktır. Dost vardır, liman gibidir. Fırtınadan, boradan kaçıp da sığındığınız...dostlar vardır, ada gibidir. Tam da boğulmak üzere iken, nefes nefese kendinizi atarsınız güneşli sahiline. Dostlar vardır sular gibidir, ırmak gibi, akar durur dingin, yağmurlar eşliğin de yıkanır durursunuz. Dostlar yağmur gibidir. Dostlar bazen de ana gibidir. Başınızı yaslar ağlar, ağlarsınız, bazen sevinci bazen de hüzünleri paylaştığınız, kaya gibi sert dururlar….
Bütün bunları yaparken de bir yudum suya ihtiyacınız vardır. Dedim ya dostlar su gibidir. Bazen bir çayla, bazen de 40 yılın hatırı vardır diye, yudumlarsınız dost kahvenizi. Bazen de bir dilim mis gibi kokan ekmek...Sabahları sıcacık bir bardak çay hem içinizi, hem yüreğinizi ısıtir. Çay kaşığı bardağın için de tın tın gezindikçe, bilin ki o yaşanılası bir evdir. Kızarmış ekmek kokusu da katık olursa umuda..."Bir zeytin tanesini, uc kerede yiyin” derdi, ilkokul öğretmenim; o yıllar da azdı zeytin çeşitlemeleri. O yıllar da bu kadar çok ekmek çeşidi de yoktu. Herkes tek tip ekmek yerdi. Bir de eşeği ile ekmek satan tatlı mayacı, ara sıra benim de arabasını kaçırdığım güler yüzlü ekmekçi...
Ah yıllar ne yaptınız bana? Yaş 60...!Sahiden de ortasındayım hayatın...Ehh! Artık sıra gelmiştir güzelim kahveye.Küçük porselen bir fincan ve mis gibi kahvesi..Yanında da Hacıbekir lokum, sakızlı...Bir yudum kahve,bir lokum, bir yudum daha...Dilimde de bir tekerleme “kahveler pişti gel
Köpüğü taştı gel
İyi günün dostu
Kötü günüm geçti gel”
dersiniz gülümseyerek, yeni doğan güne, nazireler yollarsınız, iyi gün insancıklarına...Gerçek arkadaşlar arasına mesafeler girmez, gerçek aşklar da olduğu gibi...Elimden çayımı,evimden ekmeği,gönlümden kahveyi eksik etmeyen ablama...Bahçem de çiçek açan erik dalları ile, göz göze, gözden öte yalana, riyaya dümen kırmadan,rüzgara fora edilmiş dostluklar da...

22 Mayıs 2009 Cuma

Bugun Istanbul Zekeriyakoy deydim...

Orada bir köy var uzaklarda...Orman icinde dönümlerce arazi, yemyesil…Orada bir cennet var, ucsuz bucaksiz kirlari, sari papatyalari, sari beyaz kuzulari, koyunlari, topuklu ayakkabi giymis uzun boylu yagiz atlari... mis gibi toprak kokusu ile gark olmus çam agaclari adeta cigerlere bayram yeri sanki; nefes alip veriyorum. Iste bu yasamak.
Coluk cocuk at biniyorlar. Jokey hocalar nazik, atlar nazik, ahirlar bir insanin barinabilecegi kadar temiz, shetland ponyler gorulesi, sevilesi sirin mi sirin…hersey goze, ruha senlik.. Kemal Gocmen Beyefendiyi selamliyor, sakli cenneti Zekeriyakoy’e kazandirdigi icin kendisini tebrik ediyorum. Bu arada kafede servis veren elemanlarin ilgisi ve sutlaclarin enfes tadini da eklemeyi unutmamaliyim, bu tadlar uzerine, aci degil ama acikli duygularimi da belirtmek isterim.
Tum bu guzelliklerin bir sinir cizgisi var, ve orada “ iceri girmek yasaktir’ diyor. HAYTAP (Hayvan Haklari Federasyonu) uyesi oldugumdan ve gizem merakimi yenemedigimden, kopek barinaklarina kadar ulastim. Ve iste ikinci perde…. Guvercinlerin kumesinde koseye sinmis titreyerek son nefesini vermeye calisan boz bir guvercin, diger iki guvercinde basinda, insanlara nispet aciyla beklesiyordu. Orada kopekler ac, diskilari birikmis, kokusmus ve de en acisi su kaplari bos, su yok. Agizlari susuzluktan kopurmus ve acimasiz gunes tam tepede butun yakiciligi ile… Samoyed, Belcika kurtu, Seter, Kangal, Haski, coban cinsi, guzelim kopeklerin yasadigi barinaklar gayet sagliksiz. Iki kopek uyuz olmus. Digerleri ise kene dolu. Arka taraf da, lamalarin barindigi yerde, beyaz bir kopek nispeten daha iyi gorunuyordu, ama o da susuzluktan kavrulmus olmali ki bana gozleri ile yalvardi. Su bulamayinca orada gocmen cocuklara soyledim. Bana mustehzi bir ifade ile baktilar. Amirlerini sordugum da ise “ onun kulagi duymaz, sagirdir’’ dediler. Demek ki orada, etinden, sutunden, yumurtasindan faydalanilmayan diger hayvanlara karsi herkes sagir ve duyarsizdi. En sonun da cebine bir kac kurus koydugum cocuk, bir tek o kopege zorla da olsa su verdi. Hayvan dakikalarca su icti. Kopegin bana bakarken gozlerinde ki minnet duygusu hafizama kazindi. Uyuz 2-3 dozda tedavisi olacak, kene ise anin da tedaviye cevap veren bir hastaliktir. Bir daha ki gelisim de o uyuz hayvanlarin itlaf edildiklerini gormek istemiyorum. Ben torunlarimi oraya getirip gezdiriyorum. Cocuklarim orada binicilik dersi aliyor. Esimize, dostumuza oranin ne kadar mustesna bir yer oldugunu anlatiyoruz.
Eminim dogayi bu kadar seven Kemal Bey, bu guzellikleri ona lutuf eden tanriyi da da cok seviyor ve sayiyor olmali...Yaratandan dolayi, yaratilana merhamet etmeli... Hislerimin beni yaniltmamasi dilegi ile daha guzel ve saglikli gunlere….

16 Mayıs 2009 Cumartesi

19 mayis benim dogum gunum...

Bugun dogdum ben...19 mayis 1950, benim dogum tarihim. Insana milat gibi uzak geliyor, degil mi? Oysa, bir lahza da gecip gitti yillar. Zaten hayat dedigin nedir ki... Avuclarinin icindeki an; hayat, avuclarini actigin da hayat biter. Bazen de bir su gibidir, akar gider.. Betimlemek pek bir zor hayati... Tevellutum, 19 mayis 1950 demistim, hem de sabah saatlerin de siren sesleri ile gelmisim bu kahpe dunyaya.

Dogum tarihimle pek bir ovunurum. Zaten bir dogum gunum ve iki evladimdan baska, ovunecek pek bir seyim yoktur. Ne katlarim ,ne yatlarim, Carmel kiyilarin da dostlarim, bencileyin bir ben, iki cocuk, sonradan iki torun eklendi bu servete... Ama dogum gunum cok ozeldir. Hele de icinden gecmeye calistigimiz su kara gunler de, dogum gunumle bir kez daha gururlaniyorum.Turkiye ayaga kalkar, genclik sahlanir, Atam gozlerimi yaslandirir. Aksamdan baslar telasim, kagitlar, kalemler hazirlanir, not ederim kim sordu hatirim? Zaten icim de hep bir cocuk vardir benden ote..

Her dogum gunum de kendime bir hediye alirim. Iki yil once ki dogum gunum de, ne akla hizmet ise, kendime cok guzel bir cop kovasi almistim. Bu yil ise, kendime bir guzelleme yazip hediye edeyim dedim.Ve birden aklima geldi, kendimi bildim bileli herseye sukur ederim. Daima ellerimi semaya kaldirir, var oldugum, sag oldugum, yuruyebildigim, gorebildigim ve duyabildigim icin bana lutuf edilen tum guzelliklere tesekkur ederim. Ama gordum ki bugune kadar hep somut seylere tesekkur etmisim. Bugun ise bana verdigi yurek icin tesekkur ettim tanriya. Cunku yoktur icim de ufacik haset, fesat. Kimseyi ve hicbir seyi kiskanmam, iyi yurekli ve merhametliyimdir. Bana cesur olmayi ve hicbir seyden korkmamayi da kodlamistir tanrim. Her mayis ayinda, bahcemde ki yasli kiraz agaci ile sohbet eder, ona sorarim 'bu yili da gectik, seneye bana yine kiraz verecek misin ?'diye. O sadece basini vakur bir sekil de eger ve susar. Anlarim ki bana, "tanri bilir" diyor. Iste bu yil da boyle gecti ve bir yas daha genclestim ben. Onumuzde ki yil 60. yasimi kutluyacagim. Dile kolay 60 yil... ben bile inanamiyorum. Simdiden duyrula, davullar vurula, memleketin her kosesine haber verile...

Seneye, 19 Mayis bayraminin 90. yili, benim de 60. yasim kutlanacak. Tarih tekerrurden ibarettir. Ben deliyim ama kalemim benden deli, costukca cosuyor... Bugun benim bayramim ama ben tum sevdiklerime de bayram tadin da bir yasam diliyor ve beni bugunlere getiren tanrima yine sonsuz tesekkurler ediyorum. Seni seviyorum tanrim....

15 Mayıs 2009 Cuma

Donusum muhtesem olacak...

7 Mayis 2009...Su anda ucakta Benelux ulkelerinin uzerinden suzulmekteyim.Bu yasa geldim, tonlarca agirligindaki bu demir ve celik yiginin nasil ucabildigini hala anliyabilmis degilim. Seytan isi olmali...
Donuse gectim, 10 gunluk cikolata tatili bitti. Zira, bu kadar cok cikolatayi ayni anda yememistim. Burasi cikolata cenneti olmali. Hollanda,Belcika,Almanya... Hollanda deyince aklima dumduz bir tepsi geliyor. Altinda da boynuzlari eksik sanki. Tepsinin uzerinde yesil, yemyesil ormanlar. Bu kadar kucuk bir ulke de boylesine yesil ormani, laleyi, cicegi, bocegi dusunemiyordum. Cok sevimli, guzel, duzenli ve bol kuralli bir ulke. Ucsuz bucaksiz tarlalar, kanallar ve dunya guzeli, dunya irisi inekler. Uzerlerinde siyah beyaz puantiyeli sik elbiseler. Kriz onlari da etkilemis olmali ki,hep ayni kiyafeti kullaniyorlar. Butun gun otlayan sisman sevimli hanimlar!...
Hollanda da bir deyim var."LEKKER" bu kelime guzel,nefis, ''best'' anlamina geliyor. Yani Hollanda da her sey cok iyi, cok guzel demek...
Limonlu tavuk filetomu beklerken, mis gibi kokular ucagin icine yayildi. Ve midem ozsu salgilamaya basladi. Acligi bastirmanin en iyi yolu, yazmaktir dedim.
Cok keyifli bir tatildi. Bu tatili kendime odul olarak verdim."It's never late" diye bir laf var. Ben de hicbir sey icin asla gec olmadan hareket geceyim dedim. Sacima karlar yagsa da,dizlerimde meniskusler ciksa da, her sabah hic aksatmadan yillardir 14 kez hapsursam da, herseye, evet herseye ragmen 'HAYAT GUZELDIR' diyorum. Yeter ki, cocuklarimin ve sevdiklerimin yuzu gulsun.
Su an da Almanya uzerindeyim. Buradan sevgili dunurlerim Marianne ve Alfred'e sevgilerimi iletiyorum. Oldum olasi vedalari hic sevmem ,bu ayrilis biraz huzunlu idi. Beni evin de cok zarif bir sekil de konuk eden Celik ailesi uyeleri Zeynep, Gunes ve prenses Lara triosuna ve de.. sister bacim Ayse'ye sonsuz tesekkurler...Evinizde Gunes bol ama, gun isigi hic eksik olmasin, birlikteliginiz Celik gibi olsun...Kisaca 'everything was lekker' idi Hollanda da.. Tavugum geldi, sogumadan bana afiyet olsun.

10 Mayıs 2009 Pazar

Anneme ithafimdir...

Bugun, 10 Mayis 2009, anneler gunu...Bu anneler gunu, torunum Maximilian ile beraber gecirecegim ilk anneler ve buyukanneler gunu...Sabah saat 04.00, ortalik zifiri karanlik, icimdeki ben, beni yine durttu, kaptim kalemi, dustum yollara...yazi yollarina...Disarida kurbaga ve ordek sesleri ayyuka cikmis, bu seslerden belki rahatsiz olanlar vardir ama bu karmasa, bana ilham veriyor. Icimdeki yolculuk gene basladi. Allah allah! Kurabaga sesine, su sesine, ruzgarin sesine yazmak geliyor icimden, deli miyim ben ne?
Deli dedim...Rahmetli Psikiyatrist Dr. A. Yasar Mumcu, "dunyadaki butun insanlar delidir", "eger ben akilliyim diyorsa, ondan sakin, gercek deli odur" derdi. Rahmetlinin bu sozleri uzerine gecen hafta Dusseldorf'da gordugum deli aklima geldi. O isiltili sehrin, en guzel caddesinde, en gorkemli heykele sirtini vermis, 50, 60 yaslarinda bir adam bagdas kurmus oturuyordu. Iri yapili, avurtlari cokmus, dokulmus saclari, alni gunesin altinda bronz bir heykel gibi parliyordu adeta. Alnindaki kirisikliklardan belli ki, dunya onun da anasini cok aglatmis. Su gormeyen sakallari beline inmis. önünde rengarenk yunler ve sisler, mor, kirmizi, sari, yesil, beyaz, siyah, gri,her renkten metrelerce ormus ve hic basini kaldirmadan ormeye devam ediyordu. Bir ters, bir yuz, bir ters, bir yuz, biraz mor ip, sonra siyah, durmadan batirip cikariyor elindeki sisi, Onundeki kanaldan akan suyun dingin sesi geliyor, gunesin huzmeleri, yesillikler arasindan suya varmis, tatli bir aksam gunesi...ama huzunlu...Kimbilir neler dusunuyor? "Dusunmek ruhun kendi kendine konusmasidir", der Eflatun. Adam da bencileyin ruhuyla konusuyordu. Sisini her batirista cani aciyor besbelli, sisi her cikarista hangi kederleri atiyor bilinmez, yanina yaklasiyor, bildigim uc Almanca kelimeyi pes pese dizeliyorum:
- Guten Tag!...cevap yok.
- Wie gehts es dir?... kafasini kaldirmiyor bile...
Oruyor, bir ters bir yuz, bir ters bir yuz. Ona imreniyorum, dunya umrunda degil, onunde sadece rengarenk yollar var, bata cika gidiyor. Bir elinde sis, bir elinde yun umurunda mi dunya. Deliden cok, bir bilge olmali diye dusunuyorum.
- Auf wiedersehen...diyorum, yine cevap yok.
Yanimdakiler; "Hadi deli misin, yuru gidelim" diyorlar. Dr. Mumcu'yu yolcu etmisim, psikolog Ayse'yi eskitmisim..ehh...bende de birseyler var bos degilim galiba...Samsun'a dondugumde bende rengarenk yunler alacagim kendime, huzun cikolatalarimi da acacagim, bende orecegim, mor, kirmizi, yesil, sari...batir cikar, batir cikar..bir ters, bir yuz, bir ters, bir yuz...
Dun gece gec saatte annemi aradim, ona, yeni yol yazilarimi okumasini soyleyemedim. Gozleri artik hic gormuyor, bastonu olmadan yuruyemiyor, bir bobregini cope atmis, umutlarini yitirmis. Kizkardesim ona okuyor, cok hosuna gidiyor. Her zaman hastaliklarindan anlatan annem, bu kez bana cok guzel seyler soyluyor. ''Seninle iftihar ettim, cok guzel yazmissin, duygulandim'', ''bu gece yazini dusunerek tatli bir uyku cekecegim'' diyor. Telefonda agladini hissediyorum, bende agliyorum. Hem huzunleniyorum, hem de seviniyorum. Bu yasta ve her yasta Allah kimseyi annesiz birakmasin. Gecenin ayazinda annem sicacik icimi isitiyor ve bu satirlari o yine sevinsin, uyusun diye sevgili anneme ithaf ediyorum. Anneler gunun kutlu olsun. Annelerin her gunu kutlu olsun, anneler aglamasin, evlatlar aglamasin, gozyaslari dinsin.
Bende aglamak istemiyorum artik. Samsun' a donecegim, ben de orecegim, sari, kirmizi, yesil, siyah, beyaz, gri. Siyaha huzunlerimi, sariya nesemi, yesile umutlarimi, kirmiziya kizginliklarimi, griyi kirginliklarimi, beyaza ise duslerimi ve hic bitmeyen hayallerimi katik edip orecegim, bir ters, bir yuz, bir ters, bir yuz, batir, cikar, batir, cikar...bir ters, bir yuz, ben de akilliyim galiba...gun isidi, usuyorum, yatmaliyim artik...

9 Mayıs 2009 Cumartesi

iste basliyorum....

5 Mayis Breda, Hollanda...Bu aksam Bruksel'den donerken sevgili Zeynep, beni bir surprizin bekledigini soylediginde cok heyecanlandim ve yol boyunca dusundundum durdum. Eve vardigimizda, cocuk nesesi ile bilgisayar acildi ve karsimda cok guzel bir surpriz beni bekliyordu.

Sevgili kizim Banu, benim icin bir blog sayfasi hazirlamisti, artik bende kalemsorler arasinda yerimi almaliydim. Yas 80 idi ama, hala ele gune karsi isimin bitmedigini gostermeliydim. Unumu elemistim ama elegi henuz duvara asmamistim. Bakmayin 80 diyorum ama, gel gor ki yurek yasim daha cok genc...

Ben Gul Durulan Turan...sevmeyi seven, kendi ile dalga gecen, hayati ti'ye alan, hatta hayatin tekerine comak sokmayi deneyen, rahat, sevecen, cocuk ruhlu, kendi ile barisik bir buyukanneyim. Dunya sekeri iki torunum vardir. Onlara bayilirim; Maximilian ne kadar matrak bir cocuk ise Ilgaz bir o kadar ciddi, tek kasi havada bir beyefendi'dir! Hic alinmam, kusmem, darilmam, saka yapmayi, insanlari guldurmeyi severim. Cok neseli ama cok da huzunluyumdur. Huzun benim icin nese ile kardestir, beni besler ve ruhumu zenginlestirir. Huzunlerimi cikolata kagitlarina sarar, bon bon sekerleri gibi minik, rengarenk paketler yaparim ve minik huzun cikolatalarimi ruhumun derinliklerinde saklarim, sarap gibi...Gokyuzu, gunes, deniz olmazsa olmazimdir. Dogaya ve hayvanlara asik, bir deli dumrulum'dur. Butun karincalar, kuslar, tirtillar, bocekler, kediler, kopekler benim kadim dostlarimdir. Basbakanin da dedigi gibi "bende kopeklerle yatar kalkarim"!..

Her ruzgar, savuracak bir yaprak bulurmus; umarim, bende yazilarimi okuyacak bazen beni yerecek, bazen de ovecek dostlar bulurum. Bundan boyle yalandan, riyadan uzak, ruzgara fora edilmis, dost yazilarda bulusmak dilegi ile...merhaba, merhaba, merhaba...

5 Mayıs 2009 Salı

To Gul

gul, gulden de guzel, anne, anneanne, babaanne, dost, sirdas, iyi hatta cok iyi.... hangisiyle baslayacagima karar veremedim.

Annecigim, kalbin ne kadarda buyukmus di mi...butun bu sifatlari en guzel sekliyle barindirabildigine gore icinde....

Benden bu kadar, ben hazirladim zemini, senden devam etmesi. Bizi o guzel yazilarindan mahrum etme......

Seni seviyorum...seviyoruz.....